1 Haziran 2017 Perşembe

TAKVİM TOZU-1

TAKVİM TOZU-1




Sabahın ilk saatleriydi, İstiklal Caddesinde yürüyen Melin için rutinlerin hakim olduğu sıradan bir gündü.

Elinde ki kahveyi yudumlarken bugün yetiştireceği Arapça çevirilerin yoğunluğunu düşünüp, buhranlı saatlerin beklediğinden emin şekilde Tünele doğru yürüyordu.
İşini seviyor gibi görünen ama aslında ofis ortamında boğulan, hayatında en büyük hayali kitap yazmak olan içine kapanık insandı.

Ailesinin mezhep baskıları yüzünden,evlenmek istediği adamı unutmak zorunda bırakılmıştı.

O günden beri Melin,içine kapanık düşünceleri ve savaşları içinde yeşertip, büyütüp,olgunlaştırıp,öldüren ve o düşünceler için hareket etmeyen kendisinin bile haberdar olmadığı beyninin kendi kendine geliştirdiği, pasif yaşam anlayışı ile kendini Dünyaya karşı koruyordu.

Kendisi bu durumdan sıyrılmak istese'de geçmiş ket vuruyordu ve eylemlerini başlamadan bitiren, çevik kuvvet edasıyla acımasız şekilde bastırıyordu.

Uzun zaman sonra Fransız konsolosluğunun önünden geçerken düşündü, 2014 yazını o çok sevdiği adamı,şimdi ne yapıyordu geceleri yatarken onu düşünüyormuydu.
İçine o duygu yine dolmuştu istemsiz şekilde,sanki hala yanımda hissi ama yoktu sadece anılar kalmıştı, ruhları olmayan ölü bedenler gibi.

İçinden''neyse ailem mutlu önemli olan bu güne odaklan'' diye geçirdi. İstiklal Caddesi rüzgarına bıraktı düşüncelerini, iş yerine doğru yürümeye devam etti.

Aynı saatler'de yayın evinden çıkan Ferman,yine başarısızlıkla sonuçlanan bir toplantıyı daha geçmiş saatlere armağan etmişti.
Ferman ailesinin ölümünden sonra, teyzesinin yanına taşındığı andan itibaren yazmaya başlamıştı. Yazıları genellikle fantastik ölümler üzerine olmuştu, ölüm onun sevmediği kardeşi gibiydi her zaman hayatında olan ve hayatına etki eden istese bile yanından yollayamadığı kardeşi gibiydi.

Hayatı boyunca ölümler peşini bırakmamıştı Fermanı, tek aşık olduğu kadın kanserden öleli üç yıl olmuştu. Sevdiği kadının tüm vücudunu kanser sardığını öğrendiğinde çok geçti, öğrendikten iki ay sonra soğuk bir hastahane servisinde son kez vedalaşmıştı.

İlk yazacağı kitabı ona hediye edecekti ama bir türlü yayın evleri yanaşmıyordu kitabın basımı için, Ferman kendisi için değil sevdiği kadın için de savaşıyordu, kitap basılırsa ölümsüz olacaktı sevdiği kadın. 

Artık savaşı bırakmaya hazırlanıyordu,aylardır uğraş vermesine rağmen bir arpa boyu yol katedememişti.
Bu düşüncüleri arasında Galatasaray Lisesi önünden katılmıştı, İstiklal Caddesinde ki insan dehlizine.
                                                         
Melin çalan telefonunu çantasında aramaya çalışırken,bir anda sesi kesilmişti, tam kafasını kaldırdığı anda büyük bir gürültü duymuştu, neredeyse kulakları sağır eden ses ile eşlik eden pembe flaş ile gözleri kamaşmıştı, gözleri ilk görüntüyü algıladığında hayatında görmediği bir şeye şahit olmuştu, İstiklal Caddesinde göz alabildiğince kimsesizlik vardı.

Gözlerine inanamıyordu güneş gözlüklerini çıkarıp tekrar baktı, hayır bu gerçekti ve korkmaya başlamıştı bütün İstiklal Caddesinde tek o vardı daha saniyeler öncesinde yüzlerce insanla aynı Caddede yürüyorken şimdi tek başına kalmıştı.



İnsanların ara sokaklara kaçtığını düşündü, Mis Sokağa doğru hamle yaptı aynı manzara orada da karşısındaydı. 

Son ses bağırmaya başladı '' herkes nerede? imdat!'' kimse karşılık vermiyordu artık gözlerinden korkunun sembolü yaşlar süzülmeye başlamıştı.

Aklına iş yeri geldi gücünün yetiğince koşmaya başladı Tünele doğru, Yeşilçam Sokağa yaklaşırken nefes nefese kalmıştı, gözü kafelere takılmıştı kimseler yoktu koşmaya devam etti, ta ki belediyenin daha onarmadığı taşlara gelene kadar, bir anda kendini yerde bulmuştu gücü kalmamıştı korkusu sinirle birleşerek ağlama seline dönmüştü.

Bağırarak ağlamaya devam ederken Melinin sırtında bir anda bir el ve aynı anda dünyada o ana kadar duyduğu en güzel ses kulaklarına gelmişti ''iyi misin?'' bu söz Melin için en güzel şiiri, şarkı sözüydü bir kurtarıcıydı.

Melin kafasını hemen kaldırdı ve karşında yalnızlığı kovalayan o adamı gördü, adam Meline tekrar sordu ''iyi misin?'' Melin bu sefer cevap verebildi titreyen sesi ile '' evet... iyiyim,ne oldu? herkes nerede?''

Adam sakinleştirmeye çalışır ses tonuyla''bilmiyorum ama öğreneceğiz, korkma ver elini Çiçek pasajına girelim''

Melin adamın elini tutarak doğruldu ayağının üstüne zar zor ,basa basa yardım alarak pasaja doğru yola çıktı.

Pasaja yaklaşırken Melin adama '' adın ne?.. kusura bakma bu karmaşa içinde kendimi tanıtamadım. Benim adım Melin''.

''Asıl sen kusura bakma benim adım Ferman'' Çiçek pasajına varmışlardı. En yakın olan İkinci Bahar meyhanesine oturdular.

Ferman,Melin'den izin isteyerek''ayağına bakmamı istermisin'' Melinde kafasıyla onaylar bir şekilde Fermana izin verdi.

-Hangi ayağın ağrıyor.
-Sağ dizim sızlıyor muhtemelen incindi.

Ferman,Melinin dizine bakmak için pantolonunun sağ paçasından başlayarak dizine kadar kıvırdı.

-Korkacak bir şey yok sadece biraz sürtmüş, hemen buz koyarsak ağrısı geçer.
-Buzu nereden bulacağız ki ?
-Etrafına dikkatli bak,burası Çiçek pasajı.

Gülümseyerek Ferman yanından ayrıldı meyhanenin içinden mutfak bölümüne geçti, derin dondurucuyu bulmuştu kalıp buzları elinin alabildiği kadarını avucuna doldurdu. Buzları masanın üstünden aldığı keten peçeteye sardı.

Melinin yanına giderken gözüne dolapta ki rakı şişeleri çarptı, dolaptan ufak rakıyı da alarak Melinin yanına gitti.

Melin,yalnızlığını kovan kahramanını görünce mutlu olmuştu tekrardan.

-Ferman bu kaosun ortasında rakı fikri nereden çıktı.

Ferman gülen gözlerle;

-Çiçek pasajında her zaman bedava içme fırsatı eline geçmez.

-Her zaman böyle mi yaparsın? Krizleri fırsata mı çevirirsin?

Ferman alaycı jest ve mimikleriyle,Melinin kafasını dağıtabileceğini düşünerek;

-Tabi ki, ben her zaman derim dünyada kimse kalmazsa kesinlikle Çiçek pasajında içmelisin. Hatta balık pazarında,güzelinden balıkta alsak bugünün anlam ve önemini daha güzel yaşarız.

Melin zora ki bir gülüşle Fermanın onu rahatlatma isteğini ödüllendirdi. Aklında büyük bir soru vardı herkes nerede idi, bu kadar insan bir anda nereye kayıp olmuştu. Dayanmıyordu,bu düşüncelerini Fermana söylemeliydi.

-Ferman herkes nerede? bir anda nereye kayıp oldular. Dünyada tek biz mi varız? 

Bu soruyu söylerken telefon gelmişti Melinin aklına,

-Telefon...Birilerini ararsak belki bilgi alırız. Belki başka insanlarda vardır.

Melin hemen telefonunu aramaya başlamıştı. telefonu çantanın dibinde bulmuştu,ekranı açmaya çalışmasıyla heyecanı yerini umutsuzluğa bırakmıştı.

-Çalışmıyor siktiğimin telefonu çalışmıyor.

Ferman yine ortamı yumuşatmak için;

-Sakin ol Melin,elbet başkaları olabilir dünyada tek oma olasılığımız imkansız. Hem benim teyzem beni bırakmaz kat'iyen, istesem de bırakmaz beni, birazdan köşeden çıkar gelir terledim diye. Belime havlu koymaya kalkar,enteresan kadındır teyzem, şimdi rakı içtiğimi görse ne düzeyli küfürler sayar bana, bence sakin olmalıyız hem seninde ailen bırakmaz seni dimi onların evlerine gidelim istersen?

Melin yeniden umutlanmıştı,Fermanın onu sakinleştirme çabasını anlıyordu ve başarıyordu da.

-Tamam ilk senin ailenin yanına mı gidelim? Yoksa benim ailemin mi? Baban nerede oturuyor? Yada unuttum kız arkadaşında olabilir, onun yanına gidelim.

Ferman bu sözler karşısında istemsiz şekilde mutsuz olmuştu,yüzü düşmüştü Melin bu duruma anlam verememişti. Ferman masadan iki tane bardağı ters çevirerek,gerçek konumlarına getirdi. Ufak rakıyı açarak yavaşça bardağa koydu ve hızlı bir şekilde duran zamana tezat bir şekilde rakıyı kafasına dikti.

Melin şaşırmış bir halde bakarak.

-Özür dilerim yanlış bir şey mi söyledim.
-Hayır benim anormalliğim, ailemi daha çocukken kaybettim trafik kazasında, teyzemin yanında kalıyorum çocukluğumdan beri, teyzem büyüttü beni. Kız arkadaşıma da gelirsek hayatımda tek aşık olduğum kadındı, üç sene evvel kanser yüzünden kayıp ettim. Kendini suçlama, normal hayatları kabullenemeyişim devam ediyor.

Melin büyük bir kabahat işler şekilde bakıyordu, çok utanmıştı bu durum için,konuyu dağıtmak istemişti.

-Senin telefonun yanında mı? Teyzeni arayalım istersen

Telefonuna mütemadiyen hareketlerle buldu, ekranın açma tuşuna bastı ama oda aynı sonucu almıştı, ekran açılmıyordu. 

-Burada oturarak olmaz bu iş, ayağını iyi hissediyorsan, ailenin yanına gidelim.

-Ayağımın üstüne basabilirim, şu an için iyi.

Meyhaneden kalkarak çiçek pasajının İstiklale bakan,büyük kapısına doğru hareket ettiler. Kapıya doğru yaklaşırken olağan dışı bir renkte gözüküyordu dışarısı.
Kapıdan dışarı adım atıp göğe baktıklarında ise...






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Toplam Ziyaretçi

Günün Videosu

Yazın Bize

Ad

E-posta *

Mesaj *