12 Haziran 2017 Pazartesi

Takvim Tozu-3


Ferman içinde sakladığı son sırrı söylemeye karar vermişti, Melinin bu kadar açık olmasından sonra ona güveneceğini biliyordu, bu yalnızlıkta güvenmekten başka çaresi'de kalmamıştı.

-Melin sana son bir şey söylemek istiyorum

-Nasıl? Birbirimize sırrımız kalmamıştı.

-Yargılarsın diye korktum.

-Artık yargılayacak gücüm kalmadı.

-Ben sevdiğim kadının hastalığını öğrenmeden önceki gece...

-Neden duraksadın?  Tahmin edeyim hemen aldattın değil mi?

-Evet 

Melin boş gülücüğünü Fermanın utanan suratına tokat misali göndermişti ve kafasını Topkapı Sarayına doğru döndürerek düşüncelere dalmıştı. Korkularını pembe renk yatıştırıyor gibiydi. Üsküdar'a doğru bakarken Melin. çantasından sigarasını çıkardı Fermana  bakarak ''İçer misin? Sayın ölen sevgilisini aldatan'' dedi. Alaycı gülüşü Fermanın daha da utanmasını sağlamıştı.

-Hayır, bu konuda böyle konuşma. En büyük utancım onu aldatmak ve bu utançla yaşamak çok zor.

-Ferman sen haysiyet sınırlarını zorlamışsın, farkındamısın bilmiyorum. Benimle alay edici konuşmaların, yargıların hepsi kendini gizleme çabanmış.

-Bu sırrı bilen sensin ve kendimi temizlemem gerek o buluta ilk ben gireceğim.

-Ne diyorsun sen, ayrılamayız zaten.

-Mesafeyi ayarlarsak olur, bulutun içine girme ama çokta uzakta kalma.

Bu sözünden sonra, Ferman pembe bulutun içine koşmaya başladı tüm gücüyle. Melinde arkasında istemsiz şekilde takip etti.

-Ferman dur!! Yaptığın saçma kısılıp kalacağım senin yüzünden

-İçine girme sakın! Tam önünde dur, en azından dünyada benim sırrımı bilen ilk ve son insan olacaksın,bunu yapmaya değer.

Ferman bir anda bulutların arasında kayıp olmuştu,Melin ise yoğunlaşan bulutların önünde kala kalmıştı.

Ferman artık önünü göremiyordu, durdu ve arkasına baktı, Melin artık gözükmüyordu ve sözünü dinlemişe benziyordu, arkasından gelmemişti.

Ayaklarına istemsizce baktığında artık asfaltın olmadığını görmüştü, kendini çimenlerle kaplı bir patikada bulmuştu. Patikadan korkarak yürümeye devam etti. Yolun sonunu kestirebiliyordu yolun sonunda ki kadın siluetini görmeye başlamıştı, yaklaştıkça bu kadının beline kadar sarı saçlarını, saçlarında ki tacı ve mavi elbisesiyle,dünya üzerinde görmediği görmediği bir güzelliğe şahit oluyordu. Güzelliği insanı kendine bağlıyordu, içinde ki tüm korkuları almıştı, gidip  hemen tanışmak için adımlarını hızlandırdı.

Yaklaştıkça mavi gözlerinin içinde daha da fazla kayboluyordu Ferman, içinde ona karşı anlamsız bir güven gelişmişti.

Kadın Fermana doğru bakmaya başlamıştı, gözleri kısılarak gülen bu kadın fermanın içinde ki duyguları karma karışık bir hale sokmuştu.


Fermana bakan kadın;

-Merhaba zamanda ölen, anda sıkışan bende gelmeni bekliyordum.

Ferman bu sözlere anlam verememişti merakla;

-Sen bizi nereden biliyorsun sen mi getirdin buraya.

Ferman sözlerini bitirdikten hemen sonra arkasında Melinin kendi adını haykırarak geldiğini duymuştu.
Koşarak gelen Melin karşısında gördüğü kadına şaşırmıştı, Fermanın koluna girerek;

-Kim bu kadın.

-Merhaba zamanda ölen, anda sıkışan seninde gelmeni bekliyordum. Ben İo, Zeusun zaafı, babamın laneti ve aşkın gazabıyım. 

İkisi'de bu sözler karşısında anlam veremiyordu, Melin çekinerek İo'ya;

-Biz neden buradayız, biliyormusun?

-Sizler asırlar boyu süren yalnızlığım için hediyesiniz. Zeusun bana sunduğu hediyeler, yalnızlığımı bölecek olanlarsınız ama biriniz benimle birlikte bu ölümsüzlükte eşlik edecek.

Ferman ve Melin korku dolu gözlerle o önemli soruyu sordular.

-Hangimiz yanında kalacağız.

-Bunu siz belirleyeceksiniz, eğer yalnızlığıma eşlik etmeye değerseniz yanımda ölümsüzlüğü tadacaksınız. İkinize hayatınızın dönüm noktalarını ve yaşarken, değiştirmek istediğiniz zamana göndereceğim eğer buraya dönmek isterseniz adımı söylemeniz yeterli.

İkisi bu sözleri duyduktan sonra göz kapaklarına hakim olamamaya başladılar, ayakları yerden kesilmişti ikisininde.

Ferman

Ferman gözlerini açtığı gibi kendisini eski evinde bulmuştur, eski yatağında hemen aklına sevdiği kadın gelir arkasını döndüğü an saçlarından yayılan tanıdık kokusu merhaba der.

Ferman tüm gücüyle sarılır yılların verdiği hasret ile;

-Aşkım, kadınım,kelimelere anlam katanım günaydın.

-Aşkım sabah sabah ne oldu? Kahvaltıyı sen hazırlayacaksın anlamam, dün akşamdan sözleştik bu tatlı kelimelerle bel altı oynama.

Fermanın göz yaşları, göz çukurlarından süzülerek, sevdiği kadının omzuna düşer sevdiği kadın arkasına dönerek Fermanın gözlerine bakarak.

-Ne oldu aşkım? Kahvaltı için mi ağlıyorsun yoksa, kıyamam ben hazırlarım sana.

-Hayır, senin kokunu bir kez daha içime çekmek beni mutlu eden, gözüme sen kaçtın ondan ağlamam, sarılarak uyuyalım mı?

-Miskin şapşalım benim, bak bu sözleri ne olur yaz bir yere. İnsanlar senin ruhunu görmeli ama o ruh sadece beni sevmeli.

Ferman sevdiği kadına sarıldı gözlerini kapadı, kokusuna teslim etti bedenini uyuya kaldılar.

Fermanı uykusundan çalan telefonu uyandırmıştı,telefona uzandı,numarayı tanımıyordu açtı.

-Alo, Ferman ben Arzu hatırladın mı?

Ferman hatırlamıştı, hatırlamakla kalmamış azapta çekmeye başlamıştı, bu o kadındı.
Sevdiği kadını,aldattığı kadındı. Telefonu hemen kapattı ve neden burada olduğunu hatırladı, oysaki bu anın bitmesini hiç istemiyordu. Yapması gereken şeyi hemen yerine getirmeliydi, Yoksa sevdiği kadını kaybedebilirdi.

Sevdiği kadına döndü;

-Aşkım sana bir şey söylemem gerek.

-Kim aradı aşk, ne söyleyeceksin.

Ferman söylemek için doğru zamanın bu olduğuna inanmıştı. Ağzından kelimeler tam dökülmek üzereyken, aklına Melin gelmişti.

''Eğer şu anda sevdiğim kadına aldattığımı söylersem, sevdiğim kadın hayatı terk-i diyar edene kadar yanında olabilirim. Ya Melin başaramazsa ya oda benim gibi ikilemde kalırsa sonsuza kadar zamanda sıkışırsa. Ben bir daha sevgilimin ölümünü görmeye dayanamam, hem onu böyle bir gerçekle ölmesine müsaade edem ki.

Melin ile birlikte o zamansız yerde yaşayabilirim en azından ikimizin acıları aynı, hem o korkar ailesini tercih eder yine. Bu an sevabıyla günahıyla aynı kalmalı'' Ferman sevdiği kadına yakışır bir veda yapmalıydı.

-Aşkım seni çok seviyorum, seninle geçirdiğim her an benim için o kadar değerliydi ki. Sen benim vicdanımdın, sen benim en güzel tarafımdın,seninle elbet bir gün buluşacağız, o an gelene kadar bekleyeceğim. Zaman geçmese bile, birinin bana ihtiyacı var, yaralarımız aynı,özlemlerimiz aynı, yarı yolda bırakamam onu seni bir kere bıraktım onu bırakamam, sana yardım edemem,ama ona yardım edebilirim. Tekrar seni göreceğim güne kadar,kendine iyi bak. İo

Fermanın son kelimesinden sonra, göz kapakları yeniden ağırlaştı ve kapandı.

MELİN

Melin kendisini,sevdiği adamla son konuşma yaptığı yerde bulmuştu. Sevdiği adam karşındaydı ve Melin gözlerine bakarak;

-Aşkım ne diyeceksin bu kadar önemli.

Yine aynı acı dolmuştu Melinin kalbine, o an gelmişti ailesini tercih ettiği o an gelmişti, sevdiği adamın ağladığına şahit olacağı o an.
''Bunu yapamam, sevdiğim adamı tekrar bırakamam''

-Sensiz olmayacak aşkım biliyorsun dimi?

-Melin sevgilim, anlamadım evet sensizde olmaz haklısın.

Melin korktuğu şeylerin üstüne gitmeye karar vermişti. o anda aklına Ferman gelmişti.

''Ferman ne yaptı acaba oda sevdiğini mi seçti. Tabi ki benim bu sorduğum soru mu ki?  Hayatını adadığı kadını seçecek ama hangimiz İo'nun yanına döneceğiz ki? ya ben o kadınla bir anın içinde yaşarsam ne yaparım. Fermanda seçtiyse sevdiği kadını, olsun şansımı deneyeceğim yinede, korkularımla yaşamak artık beni yordu.''

-Aileme söyleyeceğim seni, eğer kabul etmezlerse kendi hayatımızı biz kurarız.
-Aşkım sen...ama...şu an...
-Seni seviyorum evlilik teklifini şimdi,gerçek manada kabul ediyorum.
-Sevgilim benim seni çok seviyorum,Melinim benim.

Melin sevdiği adamın koluna girerek babasının, iş yerine gittiler, babasını odasına hızlıca girdiler. Babası şaşkın bir bakışla;

-Melin kızım merhaba, bu çocuk kim?

-Baba bu adam benim hayatımın bundan sonrasını geçirmek istediğim adam, biliyorum mezhebimizden değil, biliyorum ailede herkes bize laf söyler ama baba sizinle ve sevdiğim adamla bir arada yaşamak istiyorum. Ne olur anla beni

-Kızım ne diyorsun, bu iş böyle olmaz

-Baba lütfen beni korkularımla yaşadığım bir hayata atma sende o kokulu hayatta yaşadın, biliyorum. Hadi baba izin ver.

Babasının gözleri dolmuş ve şaşkın bir halde Meline bakarak;

-Senin üzmektense,dünyayı karşıma alırım daha iyi benim bir tane kızım var, ama böyle olmaz delikanlı ailene söyle tanışalım.

O an melin dünyanın en mutlu insanı olmuştu, babasına doğru koştu ve sımsıkı sarıldılar ikisi'de ağlayan gözlerle, zamana nemli bir hatıra bıraktılar.


Sonun Başlangıcı


Ferman gözlerini tekrar açtığında karanlıklar içinde buldu kendini, İo'nun sesi kulaklarına geldi.

-Merhaba anıma eşlik edecek olan.

-İo,Melin'de geldi mi?

-Hayır, arkadaş gelmedi. Korkuları ile yüzleşti ve sevdiği adamı seçti.

-Nasıl yani tek mi kaldım burada? Bu anda sıkıştım mı?

-Evet anıma eşlik edecek olan, bana arkadaşlığını sunacaksın,bu ölümsüzlük aleminde.

-Ya gözlerim onlar açılacak mı?

-Hayır, Zeusun bana hediye vermesinde ki tek şartı buydu. Eğer zamanda sıkışan kız gelseydi,benden uzaklaşamayacaktı. Ne yazık ki senin'de gözlerin ben olacağım.

Ferman hak ettiklerini yaşadığına inanmaya başlamıştı, kendi diyetinin bu olduğuna inanıyordu. 
Gözlerinde en son resim olarak kalan,sevdiği kadının yüzü eşlik ediyordu. Sonsuz bir alemin, olmayan bir zaman dilimine sıkışarak, ölümsüzlüğünü tatmaya başlamıştı, yüzünde ki acı gülümsemeyle.

5 Haziran 2017 Pazartesi

Takvim Tozu-2



Pembe bir gök ile karşılaştılar, gözlerinin geçmiş yaşam süresince görmediği bir pembelikteydi. Gökten yere doğru yoğunlaşan ışık hareketleri Galata civarlarında sonlanıyordu.

Melin ile Ferman gökyüzüne bakarak,içlerinde ki korkuyu yatıştırmaya çalışıyorlardı ve uzun süreli sessizliğin hakimiyetini Fermanın sesi sonlandırdı.

-Hava bugün kapalı, aslında hava durumu açık diyordu ama meteoroloji yine yanlış tahminde bulundu.

Melin bu sözler karşısında Fermana donuk gözlerle dönerek, sinir çıkarma ayinine başlamıştı.

-Sen nasıl bu kadar umursamaz olabiliyorsun? Belki bir daha sevdiğimiz insanları göremeyeceğiz ama sen saçma bir espri yaparak benim içimde ki korkunun geçeceğini mi düşünüyorsun?
Nasıl sığ olabiliyorsun? Hakkını vermem gerek, dünyanın en komik adamısın şu anda lanet dünya üzerinde ki belkide son insanlarız.
 On beş dakika önce seni gördüğüm an,benim için tarif edilemeyecek kadar güzel bir andı ama dünyanın en saçma esprilerini yapan, sığ,kleptomani bir adam olduğunu anlamam on beş dakikamı aldı. 
Feman,ne olur sus!!

Ferman bu sözler karşısında şaşkınlıkla birlikte ikisi arasında virüs gibi yayılan sinirle hiddetlenir.

-Dünya üzerinde ki en bencil kadın konuştu, eğer birilerini bulursak eminim bu sıralamada yerini kati'en kayıp etmeyeceksin. Daha seni on beş dakika önce tanımama rağmen, senin korkuların esiri olduğunu anladım belli oluyor sen korkularında yaşıyorsun,içinde ki korku o kadar büyümüş ki hayatını ele geçirmiş haline baksana, korkmak sana resmen haz veriyor. 
Benim ailem bir kere öldü, sevdiğim kadın bir kere öldü ve tanrı beni her gün tekrar tekrar öldürüyor. 

Ferman kafasını bulutlara dikerek;

-Tanrım oradaysan ve beni duyuyorsan bu boktan duruma beni bu bencile bıraktığın için çok teşekkür ederim.

Kafasına tekrar Meline çevirerek;

-Bence kalan hayatlarımızı tek başımıza geçirirsek ikimiz içinde daha iyi olacak ben gidiyorum.

Melin içinde ki sinirin sınırlarını dahada artırarak avazı çıktığı kadar;

-Bence de, şu ana kadar ki en mantıklı cümleyi kurdun, bencil biriyle olman çok mantıksız defol git başımdan.

Ferman, Melinin sözlerini tamamlamasını beklemeden uzaklaşamaya başladı.

Artık ikisi de tek başına kalmış halde,yalnızlıkla yüzleşmek zorundalardı. Melin Tünele doğru yürümeye başlamıştı bulutların son bulduğu yeri görmek istiyordu. İçinde her ne kadar korku olsa bile bunu tek başına yapması gerektiğine inandırmıştı kendini. 

Yürürken Melinin aklına Fermanın korkularıyla alakalı sözleri gelmeye başlamıştı.

-Salak herif, sığ herif korkuyormuşum sanki onun beni rahatlatmasına ihtiyacım var.

Melin bu sözleri mırıldarken, aklına ailesi ve sevdiği adam geldi, korkuları yüzünden bıraktığı adam. Bir anda Fermanın sözleri haklılık kazanmaya başlamıştı zihninde ama beyni hemen kendini haksız çıkartmıyordu.

-Beni ne kadar tanıyor ki, bu yorumları yapabilecek kadar. Kendi korkularını benim üzerimden atmaya çalışıyor.

Melin Oda kulenin yakınlarına varmıştı, adımları sinirden hızlanmış bir şekilde giderken bir anda kendini yerde buldu. Sanki bir duvara çarpmış gibi ama önünde duvar yoktu.



Eliyle önüne doğru yaptığı hareketle birlikte,görünmez bir duvarı avuç içinde ve parmaklarında hissetmişti. İmkansızların yaşandığı bir günde, Melin için şaşırılacaklar listesine bir kalem daha eklenmişti. Yerden doğrulmaya başlamışken, Fermanın sesi kulağına gelmişti.

-Melin!! Neredesin göremiyorum. Melin!!

Melin hızlıca kalkarak,Fermanın sesine doğru koşmaya başladı. Fermanı yerde bağdaş kurmuş ve gözlerinden yaş akan bir halde bulmuştu.

-Ferman ne oldu, iyi misin?

-Sende ayrıldıktan bir süre sonra görememeye başladım. Bağırdım ama duymadın bende geri dönüp bağırmaya başladım. 

-Şimdi nasıl gözlerin.

-Aynı, göremiyorum bir şey.

-Ferman bende Oda kulenin orada görünmez bir duvara çarptım. Bunların anlamı ne böyle nasıl bir cehenneme sıkıştık.

-Nasıl yani.

-Görünmeyen bir duvara çarptım, bulutların yoğunlaştığı yere gidecektim adım atmamla kendimi yerde bulmam bir oldu.

-Başımıza ne geldiyse sırrı pembe bulutların arasında saklı.

-Haklısın hadi kendimize gelecek bir yer bulalım.

Melin, Fermanı kaldırarak  Acara Sokağa doğru yürümeye başlarlar. Sokağın başında ki otele girip ikinci katta​ ki ilk odaya girip.Fermanın yatağa uzanmasına yardım etti.

Melinde yatağın diğer tarafına kendini bırakıp, Fermanın duymaması için sessizce ağlamaya başladı.
Uykunun güvenli kollarına emanet ettiler bedenlerini, uyandıklarında yüzleşecekleri gerçeklere kadar.

                                                                        ...


Odada Fermanın heyecanlı sesi yankılanmaya başlamıştı.

-Melin uyan görebiliyorum

Melin gözlerini zorla açarak Fermana bakarak.

-Görebiliyormusun?  

-Evet eskisi gibi rahat görebiliyorum. Melin dün akşamdan beri düşünüyorum ve sabah kalktığımda bu düşüncem daha da gerçeklik kazandı. Bir şey bizim ayrılmamızı istemiyor. Baksana sen dün görünmeyen bir duvara çarptın, benim gözlerim görmemeye başladı. Ne olursa olsun ayrılmamız gerek.

-Ben olaya bu yönden bakmamıştım, dediğin doğruysa görünmeyen duvarın yanına gitmemiz gerek. Teorinin gerçekliğini kanıtlamamız için.

Hemen otelden ayrılıp,Melinin görünmeyen duvara çarptığı yere doğru yürümeye başladılar. Oda kuleye vardıklarında Melin''burası'' dedi.

Ferman elini uzatarak yavaş ilerlemeye başladı, eliyle yoklaya yoklaya giderken Meline kuşkulu bir şekilde bakarak.

-Burada bir şey yok.

-Eminmisin? 

-Evet, gel sende bak istersen.

Melin'de kuşkulu bir halde eliyle yoklamaya başladı, dün yere düşüren duvar orada yoktu.

-Haklısın ama yemin ederim ki dün burada duvar vardı.

-Tamam sakin ol Melin inanıyorum sana. Melin düşündüğüm şey doğru çıktı, şimdi bana hayatınla ilgili her şeyi anlat.
Sen benimle ilgili çok şeyi biliyorsun bilmediklerinde şimdi anlatacağım.
Kız arkadaşım öldüğünden beri, hayattan kopuk halde yaşıyorum. Dünya'da tek amacım var oda kitabımı basıp, sevdiğim kadını ölümsüzleştirmek istiyorum. Yayın evleri kitabımı yer altı edebiyatı olarak nitelendiriyor ve basmak istemiyor. Kokuşmuş aşk hikayeleri yazmak istemiyorum, önüme hep aynı öneriyle geliyorlar. Benim en büyük sırrım bu.

Şimdi bana hayatını anlat ve burada neden sıkıştığımızı anlayalım neden ikimiz bana yalan söyleme ve sır tutma lütfen.

Melin gözlerini boşluğa çevirerek.

-Tamam. Beş yıl önce bir adama aşık oldum,benim için hayatımın dönüm noktası o adam oldu. O adamla tattım bir çok duyguyu, sarılıp uyumayı, omzunda güvenerek ağlamayı, gülmeyi,onun ağlamasını, gülmesini. Konserlerde sarhoş olup semaya bağırdık aşkımızı, çoğu sabah gözlerinde gün aydın oldu bana. Ailem onu onaylamadı ve ona hak etmeyeceği şekilde bir ayrılık yaşattım. En fazla yanında olacağım zaman onu yalnız bıraktım. 
Ona yaşattığım bu ayrılıktan sonra kendimi atfedemiyorum, onunla yaşadığımız anlarda yaşıyorum.
En büyük hayalim ise...

-Neden sustun.

-Bunu ilk kez birine söylüyorum, kitap yazmak onunla olan günlerimizi soyut şekilde anlatan bir kitap yazmak istiyorum.

-Neden aşkın için çabalamadın?

-Yapamazdım ailem bizim mezhebimizden,biriyle evlenmemi istiyor.

-Sen yaşayan bir insana ölüm armağan etmişsin, ben senin yerinde olmak için elimde ki her şeyi verirdim. Sevdiğimi seçme şansı verilen bir hayat.

-Yargıla diye anlatmadım bunları sana.

-Korkularının esirsin derken yanılmamışım.

-Evet korkuyorum evet lanetlendim. Bunu yüzüme vurman yardımcı oluyor.

-Belkide yüzüne bu zamana kadar,vurulmadı diye buradasın. İkimizde geçmişlerimizde sıkışmışız, bu yüzden buradayız galiba. Buluta gidelim, ortak noktalarımızın birleşeceği yer orası olacak.

İkisi de içlerini dökmenin rahatlığı ve yorgunluğuyla Galata'ya doğru yola çıktılar, Ortama çöken sessizlikle birlikte Tünelden geçip, Galata kulesinin yanından Komando merdivenlerine ulaştılar. Ortalık artık pembenin her tonuyla ışıldıyordu. Bankalar sokağından geçip Galata köprüsünün üstünde, yerle göğü birleştiren pembe bulutları gördüler. Susarak içine doğru yürümeye başladılar.

1 Haziran 2017 Perşembe

TAKVİM TOZU-1




Sabahın ilk saatleriydi, İstiklal Caddesinde yürüyen Melin için rutinlerin hakim olduğu sıradan bir gündü.

Elinde ki kahveyi yudumlarken bugün yetiştireceği Arapça çevirilerin yoğunluğunu düşünüp, buhranlı saatlerin beklediğinden emin şekilde Tünele doğru yürüyordu.
İşini seviyor gibi görünen ama aslında ofis ortamında boğulan, hayatında en büyük hayali kitap yazmak olan içine kapanık insandı.

Ailesinin mezhep baskıları yüzünden,evlenmek istediği adamı unutmak zorunda bırakılmıştı.

O günden beri Melin,içine kapanık düşünceleri ve savaşları içinde yeşertip, büyütüp,olgunlaştırıp,öldüren ve o düşünceler için hareket etmeyen kendisinin bile haberdar olmadığı beyninin kendi kendine geliştirdiği, pasif yaşam anlayışı ile kendini Dünyaya karşı koruyordu.

Kendisi bu durumdan sıyrılmak istese'de geçmiş ket vuruyordu ve eylemlerini başlamadan bitiren, çevik kuvvet edasıyla acımasız şekilde bastırıyordu.

Uzun zaman sonra Fransız konsolosluğunun önünden geçerken düşündü, 2014 yazını o çok sevdiği adamı,şimdi ne yapıyordu geceleri yatarken onu düşünüyormuydu.
İçine o duygu yine dolmuştu istemsiz şekilde,sanki hala yanımda hissi ama yoktu sadece anılar kalmıştı, ruhları olmayan ölü bedenler gibi.

İçinden''neyse ailem mutlu önemli olan bu güne odaklan'' diye geçirdi. İstiklal Caddesi rüzgarına bıraktı düşüncelerini, iş yerine doğru yürümeye devam etti.

Aynı saatler'de yayın evinden çıkan Ferman,yine başarısızlıkla sonuçlanan bir toplantıyı daha geçmiş saatlere armağan etmişti.
Ferman ailesinin ölümünden sonra, teyzesinin yanına taşındığı andan itibaren yazmaya başlamıştı. Yazıları genellikle fantastik ölümler üzerine olmuştu, ölüm onun sevmediği kardeşi gibiydi her zaman hayatında olan ve hayatına etki eden istese bile yanından yollayamadığı kardeşi gibiydi.

Hayatı boyunca ölümler peşini bırakmamıştı Fermanı, tek aşık olduğu kadın kanserden öleli üç yıl olmuştu. Sevdiği kadının tüm vücudunu kanser sardığını öğrendiğinde çok geçti, öğrendikten iki ay sonra soğuk bir hastahane servisinde son kez vedalaşmıştı.

İlk yazacağı kitabı ona hediye edecekti ama bir türlü yayın evleri yanaşmıyordu kitabın basımı için, Ferman kendisi için değil sevdiği kadın için de savaşıyordu, kitap basılırsa ölümsüz olacaktı sevdiği kadın. 

Artık savaşı bırakmaya hazırlanıyordu,aylardır uğraş vermesine rağmen bir arpa boyu yol katedememişti.
Bu düşüncüleri arasında Galatasaray Lisesi önünden katılmıştı, İstiklal Caddesinde ki insan dehlizine.
                                                         
Melin çalan telefonunu çantasında aramaya çalışırken,bir anda sesi kesilmişti, tam kafasını kaldırdığı anda büyük bir gürültü duymuştu, neredeyse kulakları sağır eden ses ile eşlik eden pembe flaş ile gözleri kamaşmıştı, gözleri ilk görüntüyü algıladığında hayatında görmediği bir şeye şahit olmuştu, İstiklal Caddesinde göz alabildiğince kimsesizlik vardı.

Gözlerine inanamıyordu güneş gözlüklerini çıkarıp tekrar baktı, hayır bu gerçekti ve korkmaya başlamıştı bütün İstiklal Caddesinde tek o vardı daha saniyeler öncesinde yüzlerce insanla aynı Caddede yürüyorken şimdi tek başına kalmıştı.



İnsanların ara sokaklara kaçtığını düşündü, Mis Sokağa doğru hamle yaptı aynı manzara orada da karşısındaydı. 

Son ses bağırmaya başladı '' herkes nerede? imdat!'' kimse karşılık vermiyordu artık gözlerinden korkunun sembolü yaşlar süzülmeye başlamıştı.

Aklına iş yeri geldi gücünün yetiğince koşmaya başladı Tünele doğru, Yeşilçam Sokağa yaklaşırken nefes nefese kalmıştı, gözü kafelere takılmıştı kimseler yoktu koşmaya devam etti, ta ki belediyenin daha onarmadığı taşlara gelene kadar, bir anda kendini yerde bulmuştu gücü kalmamıştı korkusu sinirle birleşerek ağlama seline dönmüştü.

Bağırarak ağlamaya devam ederken Melinin sırtında bir anda bir el ve aynı anda dünyada o ana kadar duyduğu en güzel ses kulaklarına gelmişti ''iyi misin?'' bu söz Melin için en güzel şiiri, şarkı sözüydü bir kurtarıcıydı.

Melin kafasını hemen kaldırdı ve karşında yalnızlığı kovalayan o adamı gördü, adam Meline tekrar sordu ''iyi misin?'' Melin bu sefer cevap verebildi titreyen sesi ile '' evet... iyiyim,ne oldu? herkes nerede?''

Adam sakinleştirmeye çalışır ses tonuyla''bilmiyorum ama öğreneceğiz, korkma ver elini Çiçek pasajına girelim''

Melin adamın elini tutarak doğruldu ayağının üstüne zar zor ,basa basa yardım alarak pasaja doğru yola çıktı.

Pasaja yaklaşırken Melin adama '' adın ne?.. kusura bakma bu karmaşa içinde kendimi tanıtamadım. Benim adım Melin''.

''Asıl sen kusura bakma benim adım Ferman'' Çiçek pasajına varmışlardı. En yakın olan İkinci Bahar meyhanesine oturdular.

Ferman,Melin'den izin isteyerek''ayağına bakmamı istermisin'' Melinde kafasıyla onaylar bir şekilde Fermana izin verdi.

-Hangi ayağın ağrıyor.
-Sağ dizim sızlıyor muhtemelen incindi.

Ferman,Melinin dizine bakmak için pantolonunun sağ paçasından başlayarak dizine kadar kıvırdı.

-Korkacak bir şey yok sadece biraz sürtmüş, hemen buz koyarsak ağrısı geçer.
-Buzu nereden bulacağız ki ?
-Etrafına dikkatli bak,burası Çiçek pasajı.

Gülümseyerek Ferman yanından ayrıldı meyhanenin içinden mutfak bölümüne geçti, derin dondurucuyu bulmuştu kalıp buzları elinin alabildiği kadarını avucuna doldurdu. Buzları masanın üstünden aldığı keten peçeteye sardı.

Melinin yanına giderken gözüne dolapta ki rakı şişeleri çarptı, dolaptan ufak rakıyı da alarak Melinin yanına gitti.

Melin,yalnızlığını kovan kahramanını görünce mutlu olmuştu tekrardan.

-Ferman bu kaosun ortasında rakı fikri nereden çıktı.

Ferman gülen gözlerle;

-Çiçek pasajında her zaman bedava içme fırsatı eline geçmez.

-Her zaman böyle mi yaparsın? Krizleri fırsata mı çevirirsin?

Ferman alaycı jest ve mimikleriyle,Melinin kafasını dağıtabileceğini düşünerek;

-Tabi ki, ben her zaman derim dünyada kimse kalmazsa kesinlikle Çiçek pasajında içmelisin. Hatta balık pazarında,güzelinden balıkta alsak bugünün anlam ve önemini daha güzel yaşarız.

Melin zora ki bir gülüşle Fermanın onu rahatlatma isteğini ödüllendirdi. Aklında büyük bir soru vardı herkes nerede idi, bu kadar insan bir anda nereye kayıp olmuştu. Dayanmıyordu,bu düşüncelerini Fermana söylemeliydi.

-Ferman herkes nerede? bir anda nereye kayıp oldular. Dünyada tek biz mi varız? 

Bu soruyu söylerken telefon gelmişti Melinin aklına,

-Telefon...Birilerini ararsak belki bilgi alırız. Belki başka insanlarda vardır.

Melin hemen telefonunu aramaya başlamıştı. telefonu çantanın dibinde bulmuştu,ekranı açmaya çalışmasıyla heyecanı yerini umutsuzluğa bırakmıştı.

-Çalışmıyor siktiğimin telefonu çalışmıyor.

Ferman yine ortamı yumuşatmak için;

-Sakin ol Melin,elbet başkaları olabilir dünyada tek oma olasılığımız imkansız. Hem benim teyzem beni bırakmaz kat'iyen, istesem de bırakmaz beni, birazdan köşeden çıkar gelir terledim diye. Belime havlu koymaya kalkar,enteresan kadındır teyzem, şimdi rakı içtiğimi görse ne düzeyli küfürler sayar bana, bence sakin olmalıyız hem seninde ailen bırakmaz seni dimi onların evlerine gidelim istersen?

Melin yeniden umutlanmıştı,Fermanın onu sakinleştirme çabasını anlıyordu ve başarıyordu da.

-Tamam ilk senin ailenin yanına mı gidelim? Yoksa benim ailemin mi? Baban nerede oturuyor? Yada unuttum kız arkadaşında olabilir, onun yanına gidelim.

Ferman bu sözler karşısında istemsiz şekilde mutsuz olmuştu,yüzü düşmüştü Melin bu duruma anlam verememişti. Ferman masadan iki tane bardağı ters çevirerek,gerçek konumlarına getirdi. Ufak rakıyı açarak yavaşça bardağa koydu ve hızlı bir şekilde duran zamana tezat bir şekilde rakıyı kafasına dikti.

Melin şaşırmış bir halde bakarak.

-Özür dilerim yanlış bir şey mi söyledim.
-Hayır benim anormalliğim, ailemi daha çocukken kaybettim trafik kazasında, teyzemin yanında kalıyorum çocukluğumdan beri, teyzem büyüttü beni. Kız arkadaşıma da gelirsek hayatımda tek aşık olduğum kadındı, üç sene evvel kanser yüzünden kayıp ettim. Kendini suçlama, normal hayatları kabullenemeyişim devam ediyor.

Melin büyük bir kabahat işler şekilde bakıyordu, çok utanmıştı bu durum için,konuyu dağıtmak istemişti.

-Senin telefonun yanında mı? Teyzeni arayalım istersen

Telefonuna mütemadiyen hareketlerle buldu, ekranın açma tuşuna bastı ama oda aynı sonucu almıştı, ekran açılmıyordu. 

-Burada oturarak olmaz bu iş, ayağını iyi hissediyorsan, ailenin yanına gidelim.

-Ayağımın üstüne basabilirim, şu an için iyi.

Meyhaneden kalkarak çiçek pasajının İstiklale bakan,büyük kapısına doğru hareket ettiler. Kapıya doğru yaklaşırken olağan dışı bir renkte gözüküyordu dışarısı.
Kapıdan dışarı adım atıp göğe baktıklarında ise...






Toplam Ziyaretçi

Günün Videosu

Yazın Bize

Ad

E-posta *

Mesaj *