BİR MİLLİYETÇİNİN UZAY GÜNLÜĞÜ-1
Odada alarm sesi yankılanıyordu, Dr. Alpman KUYMU için büyük gündü çünkü yıllardır en çok istediği ikinci şey gerçekleşecekti.
Uzun uğraşlar sonunda, ödenek çıkartmayı başarmıştı ve Gize Piramitleri'ni inceleyebilecekti.
Yıllar önce incelediği Orhun Yazıtları ve inceleme makalesinin tarihçiler tarafından çok değer görmesinden sonra, kariyeri için belki de önemli ikinci başarısı gelecekti.
Sabah uçuşuna yetişmek için hazırlandı, evine dün akşam yatmadan önce ayarladığı taksiyi çağırdı.
Elinde valiziyle, Ankara Servi Sokaktaki evinin önünde taksiyi bekliyordu, öz Türkçe takıntısı yine aynı şeyi düşünmeye zorlamıştı, aynı şeyi düşünüyordu
Bu sokaktan taşınmam gerek, bir ülkenin başkentinde, neden bir sokağın adı Farsça olur ki?
Yirmi dokuz harflik abc varken neden kendimizden uzaklaşıyoruz, dayanamıyorum öz Türkçeye yapılan bu haksızlığa.
Taksinin yanaşmasıyla düşünceleri dağılmaya başlamıştı, valizini eline alarak taksiye mütemadiyen yürümeye başladı, taksi yanına geldiğinde taksi şoförü hızlı bir hareketle taksiden indi ve Dr. Alpman KUYMU'nun elinden valizini alıp, bagaja yerleştirdi.
Taksi şoförünün araca gelmesiyle hareket ettiler. Dr. Alpman KUYMU yine heyecanlanmıştı, son beş seneyi Antik Mısır tarihine ayırmıştı, onun için çok zor olmuştu çünkü Türk tarihi sevgisi üzerine bu mesleğe atılmıştı, tarih çevreleri tarafından daha fazla saygınlık görmek için, Antik Mısır tarihine eğilim göstermişti.
Ankara Esenboğa Havalimanı'na vardıktan sonra, bilet ve pasaport işlemlerini halletti ve Kahire uçağına doğru hareket etti.
Ekonomi bölümündeki yerine geçen Dr. Alpman KUYMU öz Türkçe takıntısını yine, kendi içinde kaosa döndürmeye başlamıştı.
Nasıl oluyor da İngilizce yazılar her yere bu kadar girebiliyor, tarihte büyük başarıların mimarı Türkler olurken neden İngilizce... Neden?
Yolculuk boyunca ''TU-MAN, ATİLLA, ALPARSLAN ve FATİH SULTAN MEHMET'' ile sohbetler yaptı, hatalarını düşündü ve en sonunda büyük hatanın Türk coğrafyasının aynı çatı altında birleşmediği cevabına ulaştı.
Uçak Kahire'ye varmıştı havalananından vakit kaybetmeden Gize Piramitlerine doğru yolla çıktı. Kahire Üniversitesi'nden arkadaşı Dr. Femi KAKRA, Kefren Piramidi kapısında bekliyordu.
Aracından inen Dr. Alpman KUYMU arkadaşı Dr. Femi'yi görünce, istemsiz bir şekilde gülümsemeye başladı, yanına yaklaştığında elini uzatarak.
-Merhaba Doktor KAKRA, nasılsınız?
-Teşekkür ederim, DOKTOR KUYMU ülkemize hoş geldiniz, umarım verimli bir çalışma olur ikimiz içinde, size nasıl desem... Bilemiyorum, sadece bugün için izin alabildim bakanlıktan.
-Anlıyorum bu durum kötü olmuş o zaman elimizde ki olanla idare edeceğiz.
Dr, Alpman KUYMU her ne kadar öz Türkçe takıntısı olsa da İngilizceye hakimdi ve Dr. Femi ile birlikte Kefren Piramidinin içine doğru hareket ettiler.
Uzun ve basık bir tünelden hareket ettiler ve sağa doğru döndüler, sağ tarafta daha basık ve ufak bir odaya giriş yaptılar
Kabartmalar hakkında bilgi vermeye başlayan Dr. Femi duraksadı, ortamda nefes almak güçleşmeye başlamıştı, etraf gizemli bir bulut tabakasıyla dolmaya başladı.
Dr. Alpman odanın diğer köşesinde duran Dr. Femi'ye doğru yürümeye başladı, ağzından zar zor
-İyi misiniz Dr. KAKRA
Doktordan ses gelmiyordu ve gözden de kaybolmuştu, tekrar ve daha zor bir şekilde.
-İyi misiniz Dr. KAKRA
Artık dizlerinin bağı çözülmeye başlamıştı Dr. Alpman KUYMU'u için sesin gelmemesi son ayakta durma direncini de kırmıştı. Kendini yere doğru bırakmıştı gözleri kapanmış bir vaziyette.
Dr Alpman KUYMU nefes almaya başladığını hissediyordu ve bir anda gözlerini açtı sanki saatlerdir nefes almıyordu.
Ama gözünü açtığında gördüğü manzara karşısında tekrar nefesi daralmaya başlamıştı. Yüzey yoktu sadece beyaz bir ışık üzmesi vardı ve Dr. Alpman KUYMU bu üzmesinin üzerinde duruyordu.
Üzmenin biten tarafları da hayatında görmediği kadar siyah renkte idi. Dr.Alpman KUYMU bağırmaya başlamıştı korkan bir ses tonuyla.
-Kimse yok mu? Sesimi duyan birisi yok mu?
Etrafta hiçbir şey gözükmüyordu. Hafif bir ses tınlamaya başladı kulağında, sonsuz sessizlik arasında bir anda bu ses onu çok mutlu etmişti.
Bu ses anlam veremediği bir tondaydı ve dünya üzerinde olmayan, bir varlığa ait olduğu belliydi. Her yer sarı bir ışıkla dolmaya başladı ve sarı ışığın arasından çıkan görüntü Dr. Alpman KUYMU'yu şaşkınlık ve korku arasında bir arafta bırakmıştı.
Gördüğü varlığı tanıyordu, Antik Mısır'ın ölülerini koruyan ve yücelten tanrıça Anubis'di.
-Anubis bu, mavi çakal başı ve altın kıyafeti... Evet bu Anubis!
Rüyada veya hayal gördüğünü düşünüyordu, yine de korkuyordu. Anubis üstüne doğru gelmeye başlamıştı.
Sesin yükselmeye başladığını duydu ve sesin artık onun adını söylediğini anlıyordu.
-Alpman.
İnanamıyor, inanmak istemiyordu ama Anubis çok yakınında idi, gözlerinin içine baktı.
-Merhaba ölülerin kayıtçısı. Korkma benden sadece yakınıma gelmişken, seninle biraz konuşmak istedim.
Doktor Alpman zor bir nefes alarak.
-Merhaba Anubis, sen Anubis olmalısın?
Anubis tanındığından memnun olmuş bir halde dönerek.
-Evet ben Anubis ve sana sorularım var.
Doktor Alpman inanamıyordu buna, hala rüya gördüğünü düşünüyordu ama tüm hücreleri orayı hissediyordu. Yine korkarak Anubis'e
-Anubis nasıl soruların var ?
Anubis sorusuna hemen karşılık vererek.
-Neden faşist düşüncelere sahipsin ve o düşüncelere ,neden bu kadar sıkı sıkıya bağlısın.
Anubisin bu sorusu karşısında şaşıran ama artık korkunun sinire dönüşmesine hakim olamamıştır.
Sinir harbiyle sözünü yanıtlar.
-Ben faşist değilim, Türk ırkına yapılan haksızlıklar ve zulümlere göz yumulmasına karşı çıkan bir Türküm. Elimden geldiğince dünyada bunun değişmesi ve haksızlığa uğrayan her ırk için sesimi sonuna kadar yükseltirim.
Anubis alaycı bir tavırla.
-Sen dünyada ki her haksızlığa uğrayan ırkların sesini duyurmak istiyordun demek, peki bugüne kadar ne yaptın ölülerin kayıtçısı ?
Tavrına daha fazla bozulan Dr. Alpman KUYMU sert ses tonuyla karşılık verir.
-Evet... İstiyorum. Bugüne kadar haksızlığa uğrayan ırkların, tarihini araştırdım ve onları ölümsüzleştirdim.
Gülmeye başlamıştı Anubis tiz çakal gülüşü yankılanıyordu, olmayan bir alemde.
Dr. Alpman KUYMU çok sinirlenmişti, artık sinirinden nefes alamaz hale gelmişti,
-Sen neden bu kadar gülüyorsun tanrı bozuntusu ? Herhalde senin için açılmış uydurma bir bölüm, ölüleri korumaymış... Sen nekrofilsin!
Anubis gülmesinden hiç bir şey kaybetmez, daha fazla gülmeye başlar. Gülmekten fırsat bulunca ağzından çıkan kelimeler Dr. Alpman KUYMU için çok ilgi çekicidir.
-Korkusuz olman çok komik, kendi içinde ikilemde olman daha da komik. Daha demin haksızlığa uğrayan ırklar hakkında güzel bir girizgah yapmıştın. Neyse sen daha kendini tanıyamamışsın sana bir fırsat vermek istiyorum. Dünya üzerinde, senin ırkına en çok eziyet yapan bir lider seç, onu öldürmen için sana bir fırsat vermek istiyorum.
Olmayan bir alemde yankılanan bu söz, Dr. Alpman KUYMU için inanılmaz bir hediye idi. Hemen düşündü Anubis'a bakarak.
-STALİN
Anubis hala alaycı bir tavırla gülümsüyordu. Dr. Alpman KUYMU'nun sinirlenmesi onu daha da mutlu ediyordu.
-Tamam ölü yazıcısı, seni 1886 yılına gönderiyorum. Gori şehrine Stalin sana hiç bir şey yapamayacak yaşta, git onu öldür ve dünyayı değiştir bakalım.
Işık üzmesi bir anda hareket etmeye başladı ve beyaz bir patlamadan sonra kendini bir ayakkabıcının önünde buldu, yanında yedi yaşında bir çocuk Dr. Alpman KUYMU bunun bir rüya olmadığına o an varmıştı artık.
Yavaş yavaş durumu anlamaya başlıyordu. Anubisle konuşması geldi aklına bu çocuğun Stalin olduğunu biliyordu.
Dr.Alpman KUYMU heyecanlanmaya başlamıştı, bu Stalin'di ve en sevmediği tarihi karakterlerden biriydi. Üstüne gitmeye başladı sokağı gözleyerek, öldürmek için Stalin'i arasında çok az bir mesafe kalmıştı ve o anda...